Takvime açıp baktığınızda yıl içerisindeki 365 gün veya 12 ayın her birine özel kavramların yerleştirildiğini görürsünüz. Anneler günü, Babalar Günü, Dünya Çocuk Günü, Dünya Bisiklet Günü, Dünya Çevre günü vs. gibi. Günlük hayatın akışı, yer yer yükselen debdebesine rağmen bazı şeyler unutulmasın, farkındalık düzeyi en azından asgari ölçüde kalsın amacını buram buram hissedersiniz.
***
Mesela; haziran ayının ilk gününün Dünya Çocuk Günü olarak tayin edildiğini öğrenmekte herhangi bir zorluk yaşayacağınızı düşünmüyorum. Anneler Gününün her yılın mayıs ayının ikinci haftasında Babalar Gününün de Haziran ayının üçüncü haftasında kutlandığını da az çok biliyoruz.
***
Bu özel günler kamuoyuna tanıtılıp hatırlatılırken belli başlı iletişim yöntemlerinin kullanıldığını fark etmemek çok da zor değil. Sevgi dolu bakışların, gülen yüzlerin, koşuşturan çocukların, çiçeklerin ve böceklerin göze sokulduğu rengarenk ve beyaz fonda afişlerle tanışırız. Eğlenmenin, gülmenin, yaşamanın, rahatlamanın önemini ve hatta Dünyanın genel olarak harika bir mesken niteliği taşıdığı hissiyatını bünyeye zerk edebilir. Evet, anlık mutluluk salgılatmak için gayet başarılı bir yöntem.
***
Yukarıda ifade ettiğim her şey; insanın yaşamı içerisinde karşılaştığı, deneyimlediği, tattığı veya gördüğü şeylerin özel nitelikler taşıdığı ve hep hatırda kalması gerektiğini tanımlıyor. Hem de son derece etik sınırlar içerisinde olduğuna da ikna edici bir biçimde.
***
Çünkü biz insanlar; yaşarız ve geçeriz. Bir tane hakkımız var. Her şeye rağmen bunu da en gösterişli şekilde gerçekleştirmeli ve ifade etmeliyiz.
***
Peki; sınırın öte tarafında açlık ve sefalet içerisinde yaşam mücadelesi veren insanların bakışları altında, Rave tandanslı festival düzenleyip çılgınlar gibi eğlenen İsrailli manyaklığının “Sukot Bayramı kutluyorduk” gösterişi ise bunun bir örneği midir? Nihayetinde bir bayram kutlaması etiği kapsamında yer alıyor.
***
Birkaç gün önce “tamam yenildik, istediğinizi yapacağız, bırakıyoruz, artık bizi parçalamayın” diyerek kaçmış Refah’ta kendi toprağında mülteci olarak yaşayan ve ertesi gün başına neler geleceğini bilmeyen çadır kenti insanları bombalanıp yakılarak öldürülebilir. Hatta bombaların İsrail tarafından değil Hamas tarafından atıldığı da iddia edilebilir.
***
Ancak bu durum Amerikalı komedyen Jerry Seinfeld’in 7 Ekim saldırısından bahsederken gözlerini doldurarak gerçekleştirdiği drama kadar mühim değil. Çünkü insan yaşamı özeldir ve “kutlama yaparken” dokunulması ise kabul edilemez bir vahşet mahiyetindedir.
***
İroniyle ifade ettiğim bu karşılaştırmaların yetersiz duygusal tepki, empati eksikliği, zayıf kapsamlı davranış kontrolü, çeşitli antisosyal sapkınlık ve nihayetinde kriminal davranış sıklığı içerdiği gayet açık. Manipülatif yaklaşım tarzı, suç kabul etmeme, pişmanlık hissinden azade olma ise bunun farklı bir getirisi.
***
Bu toplumsal bir manyaklık ve histerinin anbean yükseldiğini ve ahlak sınırlarının tamamen kaldırıldığını görmemek pek de mümkün değil.
***
Nerede biter, sakin ve sessizce her şey rayına girer mi gibi bir şeye inanmak ne kadar makul peki? Yavaş yavaş inşa edilen bu psikopatinin öylece sonlanmasını ummak ve kaldığımız yerden devam ediyoruz demek midir gereken.
***
Bu durum; etrafı ne kadar yanarsa yansın; hayatındaki her kavramı günlere bölmüş, hatırlamış ve kutlamış insanoğlunun bu yolla kendisini etik sınırlar içerisinde özel hissetmesi alçaklığıyla eşdeğer gözüküyor. Ve sonu yok.
© Copyright © 2022 Lider Gazete, Sitemizde bulunan yazı, video, fotoğraf ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz veya kaynak gösterilmeden kullanılamaz