Hayatta bazen bir şeylere yetişemediğimizi, fırsatları kaçırdığımızı hissederiz. Belki de en büyük korkularımızdan biri, bir şeylere geç kalmak... Yanlış meslek seçtiğimizi düşündüğümüz bir an, daha cesur olmamız gereken bir fırsat, kaçırılan bir dostluk ya da hiç söylenmemiş bir söz… Ne olursa olsun, bu his çoğu zaman içimizi kemirir ve bize bir pişmanlık duygusu yükler.
Peki, gerçekten de her şey için bir zaman sınırı var mı? Hayatı belli bir takvime göre yaşamak zorunda mıyız? Toplumun çizdiği yolları takip etmek, belirlenen yaşlarda belirli yerlere varmak zorunluluğu, belki de bu hissin en büyük kaynağı. Mezun olup hemen iş bulmak, belirli bir yaşa gelince evlenmek, kariyer basamaklarını ‘tam zamanında’ tırmanmak… Ama herkesin zamanı farklı işler.
Bazen geciktiğimizi düşündüğümüz şeyler, aslında olması gereken zamanda oluyordur. Çünkü geç kalmak dediğimiz şey, çoğu zaman kendi içimizde yarattığımız bir baskıdan ibarettir. Kimimiz 20’li yaşlarında hayalini kurduğu işe girerken, kimimiz 40’larında yeni bir kariyer başlatır. Kimimiz erken yaşta hayatının aşkını bulurken, kimimiz yıllar sonra gerçekten seveceği biriyle karşılaşır. Hayatın akışı her birey için farklıdır ve önemli olan, kendi ritmimizi bulabilmek.
Belki de esas mesele, geç kalmaktan değil, durup beklemekten korkmak olmalı. Çünkü harekete geçtiğimiz her an, geç kalmaktan kurtulduğumuz andır. Önemli olan, hala bir şeyler yapabilecek gücümüz varken, geçmişe saplanıp kalmamaktır.
Belki de hiçbir şey için gerçekten geç değildir. Sadece biz, doğru zamanı kendi içimizde keşfetmeliyiz.
© Copyright © 2022 Lider Gazete, Sitemizde bulunan yazı, video, fotoğraf ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz veya kaynak gösterilmeden kullanılamaz