ÜÇ YERDE 'YALAN'

Günahların anası yalandır. Bu anaya eş ise, insan oluyor. Bu birliktelikten o kadar kötü meyveler meydana geliyor ki göreni tiksindiriyor, yiyeni kusturuyor, herkesi kendinden kaçırtıyor.

***

Geçen gün yalan ile yılan kavramlarını tefekkür ettim. Zira yılan soğuk bir hayvan ayaksız ve sürüngen hem zehirli ve ürkütücü. Yalan da öyle; gözün içine baka baka söylendiğini gördüğünde çok soğuk kanımızı donduruyor. Hem o kadar aşağılık bir durum ki, yerin yedi kat altından süründürür konuşanı. Hem yalan öyle bir zehir ki yılanın ki, faydalı şerbet kalıyor onun zehri yanında…

***

Aslında yalanı anlatırken daha çirkin kavramlar ile onu vasıflandırmak isterdim fakat hangi çirkin ittihamı ‘yalan’a yapsam, yaptığım en çirkin tabir yine ‘yalan’ yanında masum kalıyor. O sebeptendir ki şirk en büyük günahtır. Ve insanı ebedi cehenneme götürür.

***

Şirk yani Allah’a bir şeyleri ortak koşmak demektir. Hâlbuki Allah benim ortağım yok diyor. O diyor hayır var. Kâinat kadar büyük bir yalan söylüyor birde üstüne Allaha ortaklık addetmekle iftira atıyor. Elbet cehennemi hak ediyor.

***

Mevzuyu şirk bahsine çekmeden Hutbe-i Şamiye’de okuduğum şu satırlara çeviriyorum. Ve yıllardır yalana 3 yerde cevaz veren sese yalana hiçbir yerde cevaz vermeyen bu sesin duyulmasını istiyorum.

Neydi o cevaz şartları hatırlayalım:

-      Savaşta

-     Dargınları barıştırır iken

-      Ve hastaya ümit vermek için

***

Esasında dışardan bakıldığında ne kadar beyaz ve masum görünüyor değil mi? Hatta bu ifadelere çeşitli izahlar ve yorumlar ile mantıklıymış doğruymuş gibide lanse ettirile bilinir.

***

Üstad-ı Muhterem ise diyor:

Evet, her söylediğin doğru olmalı, fakat her doğruyu söylemek doğru değil. Bazen zarar verse sükût etmek. Yoksa yalana hiç fetva yok. Her söylediğin hak olmalı, fakat her hakkı söylemeğe senin hakkın yok. Çünkü hâlis olmazsa sû'-i tesir eder; hak, haksızlıkta sarf olur. Hutbe-i Şamiye ( 51 )

***

Birinci olarak: Her söylediğiniz doğru olmalı

İkinci olarak: Her doğruyu söylemek doğru değil yani iş ehil varsa ona bırakılmalı o söylemeli yahut söylenilmemeli illa söylenecekse meselenin başka bir bakış açısı yönü ile ifade edilmeli

Üçüncü olarak: Bazen diyeceğin doğru zarar dahi verse yalana girmeden doğruyu söyleyebilmeli o zarara tahammül gösterilmeli.

Dördüncü olarak: her söylediğin hak ve hakikatı göstermeli.

Beşinci olarak: Her hakkı senin söylemeye hakkın yok zira bazı konular vardır ki ihtisas alanın değildir.

Aksi takdirde yarım doktor insanı candan eder kabilince ihtisasında olmadığın bir hakkı dava etsen niyetinin aksi ile karşılık görebilirsin.

Altıncı ve en birinci olan: İhlas ve samimiyetin bütün maddelerde olmalı..

***

Ve anlaşılıyor ki her yerde doğruluk esas alınmalı bunun da yapılan araştırmalarda yalana hiç fetva bulunmuyor. Yalana İslamiyet fetva vermiyor. Zaten İslamiyet’in esası özü sözü sıdk tır doğruluktur.

***

Faraza savaşta yalan söylenileceği düşünülse, düşmanın senin sözüne nasıl itimat edecek, faraza dargınları barıştırma açısından bir yalan yoluna başvurulsa bu yalan meydana çıktığında barıştırmanın ötesinde daha ciddi bir küslük ve ayrılıklara sebep olunmayacak mı, faraza hasta birine söyleyeceğin yalanlar ona ümit verirken bir yandan da hastanın gafletine sebep olamayacak mı?

***

Fakat yalan yerine meselenin doğru yönleri farklı cevaplar ile cevaplandırıla bilinir.

SÖZÜN ÖZÜ

Yalan yılanından uzak duran, Hak katında eminlerden yazılır.