SABRIN SONU SELAMET OLSUN

Koronavirüs salgının yayılım hızını durdurmak için 17 günlük tam kapanma sürecinin içerisine girdik.

İlk günlerini doldurduğumuz tam kapanmada havalarında ısınmasıyla çevremizdeki herkesin sabrının tükendiği görüyoruz.

1 yılı aşkın bir süredir mücadele ettiğimiz salgın artık tam anlamıyla insanları dayanamayacakları bir durumun içine sürükledi.

Elbette şu an tam kapanma sürecindeki sabırsızlık bundan kaynaklanıyor.

Bu sıkıcı salgın döneminde vatandaşların ekonomik bir çıkmazın içerisinde olması da diğer bir olumsuz etken.

Tüm bunların yanında bir de önümüzde Ramazan Bayramı var.

Eski günlerimizi ve yaşantımızın kıymetini böyle günlerde yakınlarımızdan uzak kalınca daha da iyi anlıyoruz.

Bayram vakti geldiğinde bir kez daha bu hissi yaşayacağız.

***

Her zaman sıcakkanlı olan ve dostane ilişkiler kuran bir millet olduk.

Son 1 yılda hayatımızdaki birçok şeyi yapamaz hale geldik.

Bunların başında da dostlarımızda ve yakınlarımızda yaptığımız aktiviteler geliyor.

Devletimiz salgının en başından beri çeşitli önlemler alıp yayılmasını engellemeye çalışsa da maalesef bu illet bir türlü bitmek bilmedi.

Çeşitli devlet politikaları ve sağlık adımları atılsa da virüs her zaman bir adım önümüzde oldu ve olmaya da devam ediyor.

Bununla birlikte “2-3 yılı içerisinde ancak aşı bulunur” denilmesine rağmen bilim insanlarını üstün uğraşları sayesinde salgının ilk yılında aşı geliştirilerek, uygulanmaya başladı.

Türkiye’de de ilk önce 14 Ocak tarihinde sağlık çalışanları ile başlayan aşılanma süreci halen gruplar halinde devam ediyor.

Tabi ki aşılanma ile bu salgının bitmesi söz konusu değil.

Aşılanma sadece kendimizi bir nebze olsa virüsün öldürücü etkisinden korumak için gerekli.

Bu sebepten dolayı sadece aşı olmak yetmez, bununla beraber salgının en başından beri aldığımız maske, hijyen ve sosyal mesafe önlemlerine aşılandıktan sonra da uymamız gerekiyor.

***

Aşılanma sürecini içerisinde olduğumuz şu günlerde devletimiz ‘tam kapanma’ süreci içerisine girerek Ramazan Bayramı’ndan sonrasına adeta bir zafer havasında girmeyi istiyor.

Hepimizin temennisi elbet bu yönde.

Bir an önce salgının gücünü kırmak ve eski yaşantımıza dönmek.        

 

Devletimiz salgının gücünü kırmak ve yaz aylarında nihayet huzura ermek için bu günleri feda ederek ‘tam kapanma’ adı altında sıkı tedbirler aldı.

Her zamankinden farklı olarak görüyoruz ki bu sefer kemerler sıkılmış ve hiçbir şekilde kurallara uymayanlara tolerans gösterilmiyor.

Güvenlik güçlerimiz adım başı denetimler yaparak, kurallara uymayanlara cezai yaptırımda bulunuyor.

Bu kadar sıkı tedbirler olması doğru mu?

Bu soruyu herkes kendi içinde cevaplandırıyordur elbet.

Ben kendi cevabımı şöyle vermek istiyorum;

Pandeminin en başından beri hep bir kısıtlama sürecinin içerisindeydik kimi zaman sadece hafta sonları kimi zaman 3’er 5’er günlük kısıtlamalar kimi zaman ise akşam kısıtlamaları ile süreci ilerlettik.

Bana sorarsınız her zaman emin adımlar atarak süreci yönetmeye çalıştık.

Ama şu an yapılan gibi bir ‘tam kapanma’ sürecini yaşamadık.

Belki daha bu süreç daha evvel uygulanabilirdi. Lakin şu an bile böyle bir kapanmanın içerisinde olmak bize hiçbir şey kaybettirmez aksine çok şey kazandırır; özgürlüğümüzü.

Sadece bize düşen şu sayılı zaman içerisinde elimizden gelen sabrı göstermek ve devletimize bu konuda yardımcı olmak.

Hepimiz biliyoruz ki bizler millet olarak hep zor zamanlar geçirdik ve bu konuda oldukça tecrübeliyiz.

Asla bu salgını hafife almayalım ve elimizden geleni hep birlikte bilinçli şekilde uygulayalım.

Ne demiş Necip Fazıl;

“Sabrın sonu selamet, sabır hayra alamet”