MUTLULUĞU ARARKEN

Bir düşünün eskiden neler vardı?

Mesela her şeyden bir tane vardı!

Ne kadar acayip değil mi, günümüz şartlarında bakınca bir tane televizyon, bir tane ev telefonu bir tane sobalı oda, zengin olanların bir tane arabası hatta bir anne bir de baba vardı çok olan tek şey evdeki çocuklar ve mutluluktu…

Haftalık herkes pazara gider aylık bakkal alışverişi yapılır aşağı yukarı herkesin evinde aynı yemekler pişer ve çok enteresandır ki hepsi aynı yağ ile pişerdi…

Biraz daha durumun iyiyse paket margarin kullanırdın bu da bir statü göstergesiydi çünkü paketli olan her şey durumu daha iyi olanların kullandığıydı…

Yani yokluk yıllarında yani eskiden çok eskiden bir zenginler vardı bir de memurlar, başarılar kutlanır üzüntü azalsın diye paylaşılır hiçbir kimsenin ekmeğinde, rızkında, makamında, yaptığı iş ve kazandığı para da gözü yoktu hatta çok ilginçtir ki herkes çok mutluydu…

Şimdi her şeyin bolluk zamanı her şeyimiz var teknolojimiz, seçme şansımız, evlerimiz, arabalarımız.

Yediğimiz önümüzde yemediğimiz çöpte hayatlarımız var bizim, birden çok anne babamız farklı anne babalardan olmuş bağları kopuk kardeşlerimiz para hırsıyla bürünmüş gözlerimiz ve uzay boşluğunu dolduracak kadar büyük egolarımız var; olmayan tek şey ise mutluluk…

Bu kadar bolluğun içinde kimse yaşadığı hayattan memnun değil herkes huzursuz herkes mutsuz, herkesin gözü bir başkasının sahip olduğunda ve o’na sahip olma derdinde, şükreden olmayınca tamah eden de yok ve artık en önemlisi bu bolluk dünyasında kimsenin can güvenliği yok camlarımızda perdelerimiz yüreklerimizde sevgimiz yok…

Çocuklarımıza bir şey olacak diye korkar olduk, evimize hırsız girecek diye korkar olduk, mesai arkadaşlarımız ayağımızı kaydıracak işimizden olacağız diye korkar olduk hatta eşimizi elimizden alacaklar diye korkar olduk…

Karnımız doydukça gözümüzün açlığı arttı, gözümüz aç iken de haliyle etrafa saldırdık ben başaramıyorsam kimse başaramasın ben yapamıyorsam kimse yapmasın ve mutlu değilsem kimse olmasın dedik…

DÜNYAYI GÜZELLİK KURTARACAK

Anne baba olmak bile içimize merhamet duygusunu sokamadı cep telefonları ve bilgisayarlardan büyümeyi insan olmayı öğrettik bir kere koklayarak öpmeden çocuklarımızı…

Eğer bir insanı koklayarak öpmüyorsan yüreğin sıcacık olmuyorsa gerçekten insanlık için tehlike çanları çalıyor demektir hepimiz korkuyoruz bu kesin…

Oysa ne güzel söylemişti Zülfü Livaneli:

Dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak her şey…

Kalın sağlıcakla…