KARŞILAŞTIRMALI HUSUSLARCA TANIKLIK

Yüzyıllardan beri süregelen, ihtilafı somut şekilde ispatlayamayan hususların beyan üzere delillendirilmesine yol açan kişi tanık veya şahit olarak adlandırılmaktadır. Usulü, tebliği, görev ve yetkisi farklılık arz etse de temel mantık olarak benzer şekilde gerçekleşmektedir. Olayı gören kişi vaziyeti hüküm verecek kişiye anlatır, takdir hakimindir.

***

Türk hukukundaki tanımlamada; kamu hukukundan doğan görevle, şahit olduğu olaya dair bilgilerini anlatıp bazı kanun hususlarına göre (TCK md.6) kamu görevlisi olarak sayılan kişidir. Önemli olan beş duyu organıyla edindiği bilgileri doğru şekilde aktarmasıdır.

***

Usulen; dava konusu hususun tanıkla anlatılacağı dava tarafları veya vekillerince bildirilmeli, tanıklık yapacak kişilere ise tebliğ gerçekleştirilmelidir. Mahkemeye tanık olarak bildirilen kişinin, davalı ve davacı tarafın iradesine bağlı olmaksızın artık kamu tanığı olarak mahkemece dinlenmesi için duruşmaya katılımı zorunludur. Kanuni sebepler harici tanıklıktan çekilme mümkün değildir. Usule uygun çağrıldığı halde mazeretsiz gelinmezse zorla getirtilir ve gelmemesi sebebiyle aleyhinde oluşacak para cezalarının tarafınca karşılanmasına hükmolunur. Tanığın, geçerli bir mazereti olmaksızın duruşmaya katılmaması halinde mahkemece, tanık hakkında ihzar çıkartılarak bir sonraki duruşmada hazır edilmesi için kolluk kuvvetlerine müzekkere yazılır. Tanık bir sonraki duruşmaya davetiye ile çağrılmaz, kolluk kuvvetlerince evinden alınarak duruşma salonunda belirtilen gün ve saatte hazır edilir.

***

Mevcut Türk Hukuku kapsamındaki genel olarak tanık tanımlaması bu şekilde ifade edilebilir. Karşılaştırmalı hususta ise durum daha farklı olarak şekillenmektedir. Özellikle Şer’i Hukuk ile Türk Hukuku arasındaki farklılıklar ise dikkate değer bir kapsamda yer almaktadır.

***

Şer’i hukuk alanındaki ispat yükü niteliği taşıyan tanıklık ile Türk Hukukundaki tanıklık farklı bir statü içermektedir. Türk Hukukundaki tanıklığın ispat yükü her alanda kesinlik arz etmemekte ve takdir hakimin kapsamı içerisinde yer almaktadır. Kesin delil niteliği taşımamakla birlikte ikincil derecede bir ispat aracıdır demek mümkündür.

***

Ancak şer’i hukuktaki tanıklık tüm hukuk alanlarında delildir ve esas şart ise belirli bir sayıda olmasından geçer. Şahitlerin belirli bir sayıda olmaması, yeminsiz ifade edilmesi caizliği vaziyeti etkiler. Örneğin; Şer’i hukuka göre suç niteliği taşıyan Zina suçunun ispatı dışında tüm haklarda iki erkeğin şahitliği kabul edilir. İki erkeğin şahitliğinin kabul edildiği yerlerde bir erkek ile beraber iki kadının şahitliği de geçerlilik arz etmektedir. Tek kişinin şahitliği ise genel olarak ve dini işler haricinde kabul görmemektedir.

***

Türk Hukukunda yalan tanıklık gerçekleştirilmesi halinde TCK md. 272 kapsamında yer alan Yalan Tanıklık Suçunun işleneceği ortaya konulmuştur. Gerçeğe aykırı şahitlik; yargılama konusu olay hakkında bilerek gerçeğe dışı beyanda bulunma, açık ve bariz şekilde gerçeği inkar ederek yalan söyleme ve tanığın kendisine sorulan olay hakkındaki bilgisini az veya çok saklaması suretiyle gerçekleşmektedir. Ancak tanığın beyanları arasında çelişki bulunması tek başına yalan tanıklık suçunun oluştuğunun kabulü için yeterli değildir. Suçun tüm unsurlarının bilinerek ve istenerek yapıldığının ispatı şarttır. Vaziyetin ispat edildiği takdirde ise soruşturma kapsamındaysa 4 aydan 1 yıla kadar, mahkeme huzurunda olduğu takdirde 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası verilmektedir.

***

Ancak Şer’i Hukukun yaklaşımı ise farklı kapsamda yer almaktadır. İlk olarak; kararın bozulması ve şahidin tazminat ödemesine hükmeder. Ancak diğer mezheplerde ise farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Örneğin Malikilere göre konusu cinayet olan davalarda infaz gerçekleşse dahi hüküm bozulur, şahitlere tazminat ödetilir. Konusu mal olan davalarda hüküm verilen nesne alınmazdan önde de sonra da hüküm bozulmamaktadır. Ancak Hanefilerde ise vaziyet farklıdır. Yalancı şahidin insanlar arasında teşhir ve ilan edileceği fakat tazir cezasının verilmeyeceği açıklanmaktadır. Şafiiler, Hanbeliler, Malikiler ise bunun tam tersi niteliğinde bir hükme cevaz vermiştir.