ESKİ TÜRKLERDE ‘DOĞA’ SEVGİSİ
“Bizim memleketimiz motif bakımından eşine dünyada az
rastlanan bir zenginlik gösterir. Motif kundaktan mezar taşına kadar bizimle
beraberdir.” Bedri Rahmi Eyüboğlu
***
Eskiden Türkler tabiata büyük önem vermişlerdir. Doğaya
uygun bir hayatı benimsemiş, tüm hayat akışlarını doğaya uygun şekilde
düzenlemişlerdir. Dağ, güneş, ağaç, su, bitki gibi doğa figürleri kutsal bir
yer tutmuştur. Halk ozanı Kaygusuz Abdal bu durumu şöyle dile getirmiştir:
“İnsan, cümle yaratılmışın aynasıdır. Cemi (bütün) eşyanın
hakikati âlem-i âdemdir ve âdemin hakikati Hakk’tır. İnsanın vücudu bir şehir
gibidir; Ateş, Su, Toprak ve Yel gibi dört türlü nesneden; kemik, sinir, damar,
deri, ilik, et, kan, yağ ve kıl gibi dokuz cevherden oluşmuştur. Yedi kat
yerler vücudumdur, sular damarımdır, gökler çadırımdır, arş seyranımdır, çarh
devranımdır, yıldızlar meşalemdir.
Gece ermişlik, gündüz nebiliktir. İlkbahar doğmak, sonbahar
ölmek; sağlık gül bahçesinde olmak, hastalık karanlıkta kalmaktır. Bütün
kâinat, altı bini nebâta (bitki), altı bini hayvanata, altı bini insana ait
olan, birbirinden ayrı olmayan ve Tanrı ile kuşatılan bu on sekiz bin âlem
insanın vücudundadır, özündedir. Bunları dilimiz ve elimizle rencide
etmemeliyiz, incitmemeliyiz. Çünkü onlar rencide olursa, Tanrı da rencide
olur.”
***
Antalya’nın hemen hemen bütün eski mezarlarında da doğa
sevgisi ve tabiatın kutsallığı görülmektedir. Hatta mezarların çoğunun baş
kısmında “balbal” benzeri insan formları bulunmaktadır. Bunların hepsinin
yüzleri doğuya bakmakta ve güneşin doğuşunu selamlamaktadır. Ayrıca mezarlar
çok sayıda kuş, güneş, ay, yıldız, çiçek ve ağaç gibi doğa motifleri ile
süslenmiştir. Atalarımız bu motifleri kendilerinden sonraki nesillere karşı
birer iletişim aracı olarak kullanmışlardır.
***
Kültür varlıklarımızın önemli bir bölümünü oluşturan, tarihi
birer vesika olan Antalya mezar taşları bilinçli veya bilinçsizce hızla yok
edilmektedirler. Ayrıca yol genişletme veya yeni iskân yerleri açma, mezarlık
içinde yeni mezar yerleri açma gibi bahanelerle eski mezarlıklar hiç
önemsenmeden yok edilmiştir. Öte yandan halkımızın mezar taşlarına sıradan bir
taş muamelesi yaparak onları şahsi işlerde kullanması, bu nadide eserlerin yok
olma sürecini hızlandırmıştır.
***
Mezar taşlarının bazen ev, temel, kuyu, duvar, set, hatta
badana için mermer tozu, kaldırım, kapı eşiği gibi yerlerde kullanıldığı ifade
edilmektedir. Aynı şekilde araştırmalarımız esnasında, gezdiğimiz belde ve
köylerdeki mezarlıklarda karşılaştığımız manzara gerçekten üzüntü vericidir.
İnsanların bilinçsiz davranışları, tabiat şartları, mezarlıkların etrafının
açık olması sebebiyle hayvanların buralarda yayılması sonucu büyük tahribata
uğradıkları gözlemlenmiştir.
***
KUTU
TAHRİBATA ENGEL OLALIM
Bunların daha fazla tahribata uğramasına engel olabilmek
için yetkililerin bir an önce konuya el atması, vatandaşın bilinçlendirilerek,
tahribatın önlenmesi ve birer sanat ve kültür hazinesi olan bu nadide eserlerin
kurtarılması gerekir. Bu milli bir vecibedir.