BU FİLMİ DAHA ÖNCE GÖRDÜK

Futbolda taraftarın en sevdiği dönemdeyiz...

Her gün bir birinden farklı transfer iddiaları ortaya atılır, sonuçlansa da sonuçlanmasa da pek çok taraftar, hayal dünyasına dalar ve heyecan yaşar. Transferin nasıl yapıldığıyla da pek çoğu ilgilenmez.

Teknik adam da benzer bir dönem yaşar ve takımının her zaman daha güçlü olmasını, daha derin, alternatifi bol bir kadro ister. İster de ister... Çünkü kendisinin maddi anlamda bir endişesi olmayacaktır. Başarısız olunduğu takdirde ceketini alıp, gidecektir nasılsa...

Menajerler de ne kadar çok transfer olursa o kadar çok kazanacağı için oyuncuların sürekli oradan oraya gitmesi için çabalar.

Ancak bunun bir de yönetimsel boyutu var. İyi niyetli, takımın geleceğini düşünen, kendisinden bile önce kulübünü gören yönetici profilleri olduğu gibi, art niyetli yöneticiler de ülkemizde de oldukça fazladır.

Antalyaspor'da da elbette bir transfer heyecanı, yoğun bir çalışma mevcut. Kulağımıza gelen duyumlar ise geçmişi hatırlatır cinsten...

Birçok kişi hatırlayacaktır; Hasan Akıncıoğlu döneminde her ne kadar taraftarın büyük bir tepkisi alınmış olsa da maddi olarak ciddi bir aşama kaydedilmiş ve neredeyse borçsuz olarak kulüp devredilmişti.

Görevi bıraktığı dönemle ilgili olarak Akıncıoğlu, daha sonra yaptığı açıklamada aynen şu ifadelere yer vermişti:

"Toplam 19 milyon 622 bin 718 TL vergi borcu ve 17 Türk futbolcuya 5 milyon 512 bin 495 TL borcumuz bulunmaktaydı. 2 futbolcumuzun toplam 4 milyon 400 bin Euro (Ömer Şişmanoğlu 1 milyon 250 bin Euro + Aissati 3 milyon 150 bin Euro olmak üzere) satışı için menajerleri aracılığı ile ön protokol yapılmış, fakat etik açıdan bu satışların tamamlanması yeni yönetime bırakılmıştı. Bakiye borç miktarı Haziran 2013 tarihli döviz kurları esası ile ise 7 milyon 627 bin 145 Dolar veya 5 milyon 644 bin 89 Euro’dur." (Dönemin Dolar kuru: 1.8642 TL, Euro kuru: 2.4057 TL)

Böylesine iyi bir tablonun ardından transfer stratejisini değiştiren ve tek bir menajere teslim olan kulüp, 3 yılda deyim yerindeyse borç batağına düştü. 3 yılın ardından göreve gelen Ali Şafak Öztürk başkanlığındaki yönetim ise o dönemde tam olarak şu açıklamayı yapmıştı:

"2016-2017 sezonu sonuna kadar Antalyaspor'un yaklaşık 189 milyon TL civarında bir borcu gözüküyor. Ayrıca 2016-2017 sezonundaki özellikle Türkiye Futbol Federasyonu, naklen yayın ve Spor Toto gelirlerinin temlik edilmesi suretiyle oluşturulan kredi borcu bulunuyor."

Kırmızı-Beyazlı kulübün önünde yakın tarihte yaşanmış böylesine net ve somut bir örnek varken, şimdilerde yine aynı yöntemin uygulanacağı ifade ediliyor. Yönetim kurulunun iyi niyetli olduğundan ve kulübü zarara uğratmak istemeyeceğinden hiçbir şüphem yok. Ancak bir kulübün transfer stratejisi bir menajere teslim edilirse, geri dönülmez bir yola girilmesi işten bile değil.

"İnsan konuştukları kadar sustuklarından da sorumludur" diyerek uyarıyı yapmayı kendime bir borç bildim...

Biz, bu filmi daha önce gördük. Sonu hiç güzel değil.

İŞLER DEĞİŞTİ

Mustafa Yılmaz'ın Türkiye Kupası finalinin ardından verdiği tepkinin cezası belli oldu. En az 51 gün verilebilecek ceza 45 günde karar kılındı. Dolayısıyla Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu'nun, alt limitin de altında bir cezaya imza attığını söyleyebiliriz. Buna rağmen Mustafa Yılmaz, cezanın açıklanmasının ardından tepkisine devam etti. TFF'yi istifaya davet ederken, en çok dikkatimi çeken bir nokta oldu. "Stadyum dışında biletli seyircimiz kaldı" dendi. Kulüp bu detayı ilk kez dile getirdi. Daha önce bu seyircilerin biletli olduğu ifade edilmiyordu. Eğer bu detay doğru ise işler değişiyor. Daha önce de yazdığım gibi biletli seyirci dışarıda kalmış ise; sorumlu kolluk kuvveti değil, TFF oluyor. Neden bugüne kadar bu detayın net bir şekilde ifade edilmediğini de anlayamadım.